Rolling Stones - Blue and Lonesome


ROLLING STONES - BLUE AND LONESOME

55 yıllık başarılı kariyerin ardından Rolling Stones, yeni albümü “Blue And Lonesome” ile tekrar karşımızda. 2 Aralık tarihinde yayımlanan albüm biz hayranlarına bir yandan grubun eski dönemlerini yaşatırken, diğer yandan da müthiş bir Blues ziyafeti sunuyor. Üç gün gibi kısa sürede kaydedilen albümde toplam 12 şarkı bulunuyor. Albümü incelemeden önce enerjisi hiç bitmeyen grubun hikayesine detaylı olarak bakalım.


THE ROLLING STONES : GİRİŞ
The Rolling Stones, 1962'de Londra’da kuruldu. Kuruluşunun ilk yıllarında kadrosu Brian Jones (gitar, mızıka), Ian Stewart (klavye, piyano), Mick Jagger (vokal), Keith Richards (gitar, vokal), Bill Wyman (bas gitar) ve Charlie Watts’dan (davul) oluşmaktaydı. Wyman'ın gruptan ayrılmasından sonra bugünkü kadro oluştu : Jagger, Richards, Watts ve yeni gitarist Ronnie Woods. Grup 1989'da “Rock And Roll Hall Of Fame”e dahil oldu ve Rolling Stone dergisi, grubu "Tüm zamanların en büyük 100 sanatçısı" listesinde 4. sıraya koydu. Stones’un 200 milyonun üzerinde albüm satışı mevcuttur.

Rolling Stones, kurulduğu 1962 yılından 50. yıllarını doldurdukları 2012 yılına kadar gerek grup, gerekse solo çalışmalar şeklinde hemen hepsi hit olmuş ve listelere ilk 10 dan girmiş, hemen her yıl single, EP veya albüm çıkarmış sayılı gruplardandır.

MICK PHILLIP JAGGER
Michael Phillip Jagger 6 Temmuz 1943‘de Dartford, Kent, İngiltere‘de dünyaya geldi. Babası Basil Fanshawe Jagger öğretmen, annesi Eva Ensley Mary Scutts ise Muhafazakar Parti üyesi idi. Mick, Dartford Grammar School‘da ilk öğrenime başladı. Daha sonra burslu gittiği London School of Economics’e devam etti. 1962 yılı başında üniversite öğrenimini müzik tutkusu uğruna yarım bıraktı ve “Little Boy Blue” isimli grubu kurdu. O dönem bazı küçük klüplerde çaldı. Müzik konusunda eğitimi olmamasına ve nota bilmemesine karşın şarkı söyleyen Jagger, 19 yaşındayken tutkuyla bağlandığı müziğe karşı koyamayarak hayatını bu yönde çizdi. Sık sık İngiltere’nin ünlü gece kulüpleri Marquee Club ya da The Ealing Club’e giden şarkıcı, burada ara sıra çalan Brian Jones ve Keith Richards’ı dinlemekten çok keyif alıyordu. Keith ile hem ilk okul, hem de üniversite yıllarından da arkadaş olan Jagger ileride Richards ile birlikte birşeyler yapmak düşüncesini kafasından atamıyordu.

KEITH RICHARDS
Keith Rchards 18 Aralık 1943 tarihinde Jagger gibi Dartford, Kent, İngiltere’de doğdu. Babası Bert Richards ve annesi Doris Dupree Richards’ın tek çocuğu olan Keith, sosyalist bir lider olan dedesi Augustus Theodore Dupree’nin "Gus Dupree ve Oğulları" isimli caz grubu ile İngiltere'yi baştan aşağı gezdi. Çocukluğunun geçtiği bu turnelerde, dedesinin çaldığı gitar Keith’i çok etkiliyordu. Annesi de müziği çok seviyor ve bu turnelere katılıyordu. Keith’in de müzisyen olmasını çok istediğinden bu turnelerde karşılaştığı ünlü müzisyenlerle mutlaka oğlunu tanıştırıyordu. Keith’in Billie Holiday, Louis Armstrong ve Duke Ellington ile tanışması da bu şekilde oldu. İlk gitarını annesi aldı. Richards'ın ilk gitar kahramanı ise Scotty Moore oldu. Mick Jagger ile aynı okula giden ve 1954 yılına kadar aynı mahallede yaşayan Keith, Dartford Grammar School’dan sonra Wilmington Enterprise College'e gitti ancak okulla pek ilgisi yoktu ve sürekli okulu kırıyordu. Bu sebeple okuldan uzaklaştırılan Keith sonra "Sidcup Art College"e gitti ve ilk elektro gitar ile burada tanıştı.

1961 yılında "London School of Economics" te birlikte öğrenim gördüğü Mick Jagger sayesinde Blues tarzı müzikle tanıştı.

ROLLING STONES KURULUYOR
Dostlukları Dartford’da okul yıllarına dayanan ve Londra’da bir dönem aynı üniversiteye devam ederek burada dostluklarını ilerleten Mick ve Keith, klüp çıkışında sürekli birşeyler içip müzik ve hayat hakkında sohbet ediyorlardı. 1962 yılı ilk yarısında gerçekleşen bu sohbetlerden birinde Mick, birlikte müzik yapma yönündeki düşüncesini Keith’e açtı. Grup o gün iki arkadaş tarafından orada kuruldu. Çok kısa sürede Mick ve Keith’e zaten beraber sahne aldıkları piyanist Ian Stewart ve gitarist Brian Jones katıldı. Jones bir Blues gitaristi idi. Grup, Chuck Berry, Muddy Waters ve Elmore James'den çok etkilenmekteydi. Grubun adını Muddy Waters'ın en sevdikleri şarkısı olan “Rollin' Stone Blues"dan esinlenerek Rolling Stones koydular. Grup bu isimle ilk konserini Londra'da meşhur Marquee Club'da verdi. Aynı yılın sonlarına doğru gruba Billy Wyman katıldı. Wyman’ın, sadece anfisi olduğu için gruba alındığı söylentisi Stones ile ilgili önemli bir şehir efsanesi olarak anlatılmakta idi.


1963 Ocak ayında Charlie Watts, Rolling Stones'a katıldı. Bu kadro ile verilen konserlerde grup artık adını duyurmaya başladı. İşin ilginç tarafı, konserlerinde genelde Jimmy Page, Eric Clapton ve Pete Townshend gibi isimler bulunuyordu. 1963 yılı Nisan ayı Stonse için bir dönüm noktası oldu. Meşhur menajer Andrew Loog Oldham, grubu Crawdaddy'de izlemişti. Oldham grubun enerjisinden, performansından ve özellikle Jagger’in vokalinden o kadar etkilendi ki, ertesi gün Rolling Stones'la kontrat imzaladı. Bir ay sonra da Stones’a, Decca Records ile sözleşme imzalattı. Bu imzadan sonra Stones ardı ardına yeni single ve albümler çıkartmaya başladı.

İlk single'ı "Come On" Decca ile yapılan kontrattan 1 ay sonra piyasaya çıktı. Şarkı listelere giremese de, gerek Jagger’ın vokali, gerekse grubun tarzı sebebiyle eleştirmenlerin dikkatini çekti. Stones daha ilk single’da kendini göstermiş ve sadece eleştirmenlerin değil, o dönemde ortalığı sallayan grup ve sanatçıların da idikkatini çekmişti. Bu gruplardan en önemlisi olan Beatles’ın John Lennon ve Paul McCartney’i de Mick Jagger’ın vokalinden etkilenmiş ve gruba İkinci single’ı olan "I Wanna Be Your Man" isimli şarkılarını verdiler.

TAŞLAR YUVARLANMAYA BAŞLIYOR

1964 yılı Şubat ayı grup için olağanüstü bir dönem oldu. Bo Diddley'in "Not Fade Away” isimli şarkısının değişik bir versiyonunu yapan grup bu çalışmayı üçüncü single’ları olarak piyasaya sürdü. Ve bu single ile Rolling Stones bombası patladı. ”Not Fade Away" grubun listelerde “Top Ten” içine giren ilk single'ı oldu. Artık taşlar yuvarlanmaya başlamıştı. Bu başarı üzerine Stones bir albüm yapmaya karar verdi ve adı olmayan ilk albüm çıktı. Albüm listelere bir numaradan giriş yaparak bu kez grubun ismini tüm dünyaya duyurdu. Ağustos ayında grubun "Five By Five" EP'si piyasaya çıktı. Aynı yıl Kasım ayında ise Willie Dixon'un "Little Red Roostur" adlı parçasına yaptıkları cover ile grup tekrar bir numaraya yükseldi.

1965 yılında grubun ikinci albümü "Rolling Stones Number 2" piyasaya çıktı. Albümden çıkan ilk single "The Last Time" yine liste başı oldu. Ağustos'da piyasaya çıkan "(I Can't Get No) Satisfaction" ise bir numaraya yükselmekle kalmadı aynı zamanda da grubun en önemli ve kült parçalarından biri oldu. Şarkının ilginç bir hikayesi vardı. Mick Jagger bir gece alkol ve uyuşturucu etkisi ile gitarının ve teybinin yanıbaşında sızmışken, rüyasında Satisfaction’ın girişindeki melodiyi çaldığını görür ve gecenin bir yarısı uyandığında, hemen gitarını kapıp teybin record tuşuna basarak melodiyi aklında kaldığı kadarıyla kaydeder. Sonra yine uyumaya devam eder. Ertesi gün kalktığında hiçbir şey hatırlamadığı için melodi teypte kalır ve ne zaman bir şarkı dinlemek için teybin play tuşuna bastığında kasedi geri sararak kaydettiği melodiyi dinler. O kadar akıcı buluyor ki melodiyi, hemen grubu çağırır ve üzerinde çalışarak, söz yazarak çok kısa sürede şarkıyı şekillendirirler, yine aynı teybi kullanarak kasete kaydederler. Sonrası malum, şarkı en bilinen Stones şarkısı olur.

1965’in ikinci yarısında grubun daha önce İngiltere'de verdikleri konserin kaydı olan "Got Life If You Want It” ile kayıtlarını Amerika’da tamamladıkları "Out Of Our Heads" albümleri ard arda piyasaya çıktı.

1966 yılında ise Rolling Stones'un farklı enstrümanları denediği ve içinde 10 dakikayı geçen parçalara yer verdikleri albümleri “Aftermath" çıktı. 1966 yılının Mayıs ayında grubun yine çok ses getiren şarkılarından biri olan ve içinde Sitar kullanılan "Paint It Black” yayımlanır. O dönemde şarkılarında Sitar kullanan John Lennon benzeri gruplara örnek olmuştur. Eylül ayında ise "Have You Seen Your Mother Baby, Standing In The Shadows" single'ı çıktı.


1967 Şubat ayında Mick ve Keith uyuşturucu kullanmaktan tutuklandı. Ancak öncesinde grubun üçüncü albümü olan "Between The Buttons" piyasaya çıkmıştı. Mahkemelerde geçen sıkıntılı dönemin sonunda grup "Sunday Night At The London Palladium" isimli televizyon şovunda tartışmalara yol açan şarkıları "Let's Spend The Night Together”ı söyledi ve adeta İngiltere’de yer yerinden oynadı. Bu şov ile şarkı tüm ülkede duyuldu. Ağustos ayında ise grup, Jagger ve Richards'ın yargılanmaları süresinde onlara destek olan hayranlarına yönelik "We Love You" isimli şarkısını yayımladı. Aralık ayında ise grubun yeni albümü olan ve isminden dolayı muhafazakar kitle, radyo ve muhtelif kuruluşlar tarafından eleştirilen "Their Satanic Majesties Request" yayımladı.

1968 yılının Mayıs’ında bir konser sırasında yeni şarkıları "Jumpin' Jack Flash”ı seslendiren grup, şarkıdan da anlaşılacağı üzere Blues kökenlerine geri dönüşün sinyalini veriyordu. Ağustos ayında çıkan “Beggars Banquet" albümü ise bu dönüşü destekler nitelikteydi.

1969 yılının Haziran ayında Brian; yeni bir grup kurmak istediği için gruptan ayrıldığını açıkladı. Aslında işin doğrusu Brian’ın gruptaki performan düşüklüğü idi. Grup, yeni çıkartacakları albüm için gitarist arayışına girerken, 3 Temmuz'da Brian Jones, evinin yüzme havuzunda ölü bulundu. Bu sırada “John Mayall's Bluesbreakers” grubundan Mick Taylor’ı yeni gitarist olarak kadroya dahil edildi. Yeni kadro ile yapılan ilk şarkı "Honky Tonk Woman”, Brian'ın anısına Hyde Park’ta verdikleri konserden bir hafta sonra piyasaya çıktı ve listelerde bir numaraya yükseldi. Aynı yılın Aralığında grubun bir sonraki albümü "Let It Bleed" yayımlandı.

1970 yılı Eylül'ünde grubun bir önceki sene Madison Square Garden’da verdikleri konser "Gimme Shelter” ismi ile yayımlandı.

1971 yılında Decca Records ile anlaşmaları biten grup firma ile yeni bir sözleşme imzalamadı ve kendi plak şirketlerini kurdu. Böylece yeni single "Brown Sugar” kendi firmaları olan “Rolling Stones Records” etiketi ile yayımlandı. Nisan ayında ana albümlerden biri kabul edilen ve albüm kapağında efsane Pop Art sanatçısı Andy Warhol’un bir çalışması bulunan "Sticky Fingers" piyasaya çıktı. Albüm satış rekorları kırdı.

1972 Nisan ayında ise "Exile On Mainstreet" double albümünden çıkan "Tumbling Dice" Keith Richards'ın Fransız Riviera’sındaki evinde kaydedildi. 1973 yılının Ağustos'unda ise "Goats Head Soup" albümünden, Stones’un en çok bilinen slow şarkılarından biri olan "Angie" piyasaya çıktı. Şarkıda Mick Jagger’ın vokali inanılmaz derecede dinleyenleri etkiliyordu.

SOLO ÇALIŞMALAR BAŞLIYOR
1974 Aralık ayında Mick Taylor solo çalışmalara yönelmek üzere gruptan ayrıldı. 1975 yılı başında yeni albüm "Black and Blue" için grup stüdyoya girdi ve bu albümde Mick Taylor'un yerine geçen yeni üyenin adı açıklandı: Ronnie Wood.

1976 yılının Ağustos'unda "Black and Blue" albümü piyasaya çıktı. Albümden çıkan "Fool To Cry" ise müzik listelerinde ilk 10'un içine girmeyi başardı.

1977 Şubat ayında Toronto konserlerinde yapılan kayıtlardan oluşan "Love You Live" isimli double albümü piyasaya çıktı.

1978 yılında grup, o dönemde moda olmaya başlayan pop müzik akımının etkisinin görüldüğü "Miss You" isimli şarkısını kaydetti. Amerika’daki müzik listelerine bir numaradan giriş yapan bu şarkıyı "Some Girls” albümü takip etti.

1979 Ronnie Wood, gruba katılmadan önce yaptığı iki solo albümüne ilave üçüncü solo albümü olan "Gimme Some Neck"i piyasaya sürdü.

1980 Haziran ayında yeni single’ları "Emotional Rescue” 70’li yılların disco türünü yansıtan farklı bir tarzda idi. Aslında grubun tarzına hiç uygun değildi bu şarkı ama şaşırtıcı şekilde çok başarılı oldu. Aynı adı taşıyan albüm de bu şarkı sayesinde iyi satış yaptı.

1981 yılı Ağustos'unda piyasaya çıkan single "Start Me Up” çıktığı gün ilk on listesine girmeyi başardı. Bunu "Tatoo You" albümü takip etti. Aynı yıl, Rolling Stones, stadyum turnelerine başladı. 1982 Rolling Stones'un, Avrupa'da verdiği konserler büyük başarı kazandı ve Haziran'da canlı kayıtların bulunduğu "Still Life" albümünü piyasaya sürüldü. 1983 Ağustos ayında Paris The Ritz Otel'inde Mick Jagger, Keith Richards ve CBS Records’un başkanı arasında, Rolling Stones'un çıkartacağı dört stüdyo albümü için 28 milyon dolarlık bir anlaşma imzalandı.

Aynı yılın Ekim'inde "Undercover Of The Night" single'ı ortaya çıktı. 1985 yılının Şubat'ında "Dirty Work" albümünün kayıtları için grup stüdyoya girdi.

Tüm bu olaylar yaşanırken bir yandan da solo çalışmalara başlayan Mick Jagger, ilk solo albümü olan "She's The Boss"u piyasaya sürdü. Haziran ayında David Bowie ile birlikte kaydettikleri "Dancing In The Street" piyasaya çıktı. Mick Jagger, aynı zamanda Tina Turner'la birlikte Philadelphia'da bir konser verdi.

1985 yılının sonlarına doğru durulan Jagger, CBS ile yapılan kontrat gereği grup ile Şubat ayında başladığı ve sonra ara verdiği yeni albümün çalışmalarına yeniden hız verdi. 1986’da geri vokallerde soul efsanesi Bobby Womack'ında bulunduğu "Dirty Work" albümü o dönemde hayatını kaybeden menajerleri Ian Stewart'a adandı.

1987 yılı Ekim ayında Keith Richards, ilk solo albümü olan Chuck Berry tribute'u "Hail! Hail! Rock'N'Roll" u piyasaya çıkarttı. Albüm için bir de film yapıldı. Keith hem filmin müzikal direktörü, hem de oyuncusu idi. kadro muhteşemdi: Chuck Berry, Eric Clapton, Etta James, Julian Lennon, Robert Cray.

1988’de Mick Jagger ikinci solo albümü "Primitive Cool"u piyasaya sürdü.

Aynı yılın Eylül'ünde Keith Richards'ın ilk solo albümü "Talk Is Cheap" piyasaya çıktı. Albümden çıkan ilk single ise "Take It So Hard" oldu.

1988'de Jamaica'da evi olan Keith Richards'ın, ülkede meydana gelen fırtınadan zarar görmesi üzerine Dominion Tiyatrosu'nda "Smile Jamaica" adı altında verilen hayır konserine katıldı. Bu konserde Keith Richards, U2 ile birlikte iki şarkı seslendirdi.

1989 yılının başında "Start Me Up" single'ı piyasaya çıktı. Aynı yıl Mick Jagger ve Keith Richards, tekrar birlikte şarkı sözü yazıp yazamayacaklarını anlamak için bir araya geldi. 2 ay sonra ikilinin 12 yeni şarkısı hazırdı. Tekrar 60 ve 70'li yıllardaki sound'u yakaladıkları albümün kaydı 5 hafta gibi kısa bir süre içinde tamamlandı.

Temmuz ayında Rolling Stones yaptıkları basın toplantısında yeni albümleri "Steel Wheels"ın çıkacağı haberini verdi. Bir ay sonra albümden çıkan ilk single "Mixed Emotions” grubu tekrar liste başı yaptı. Albümü desteklemek amacıyla verdikleri turne de grubun en büyük sahne performansı olarak kabul edildi.

1991 yılında grubun tüm elemanları yine solo çalışmları üzerine yoğunlaştı. 1992 yılında Richards ikinci solo albümü olan "Main Offender"ı yaptı. 1993 yılında Rolling Stones, 30. yıldönümlerini kutladı. BBC’ye verdikleri bir röportajda Billy Wyman gruptan ayrıldığını açıkladı.

1993 yılında Mick Jagger üçüncü solo albümü "Wandering Spirit"i piyasaya sürdü. 1994 yılında ise yeni albümlerinin ön prodüksiyonu tamamlayan grup üyeleri Dublin'de tekrar bir araya gelerek albümü tamamlamaya karar verdiler. Virgin Records ile yaptıkları anlaşmadan sonra piyasaya çıkan ilk albüm "Voodo Lounge" oldu. Albümü desteklemek için verdikleri konserler sırasında grup MTV'nin “Ömür boyu Başarı Ödülü”ne layık görüldü.

1995 yılı Stones'un daha önce hiç konser vermedikleri Güney Amerika Turnesi'yle başladı. Turne sırasında grup zaman bulup "Street Fighting Man"in akustik versiyonunu kaydetti. Aynı yıl grup konser kayıtlarından oluşan bir sonraki albümü "Stripped"i yayımladı.

1997 yılının sonunda grubun "Bridges To Babylon" albümü ve 1998 yılında grubun turnesi sırasında canlı kayıtlardan oluşan albümü "No Security" piyasaya çıktı. Bridges To Babylon turnesi kapsamında İstanbul’a da gelen topluluk biz hayranlarına nefis bir gece yaşattı.

Mick Jagger'ın dördüncü ve son solo albümü 19 Kasım 2001 tarihinde çıkan "Godess In The Doorway” oldu. Jagger'a bu albümde Bono ve Lenny Kravitz gibi isimler de eşlik etti. Çıkan ilk single olan "God Gave Me Everything” bir Lenny Kravitz bestesi idi.

2002 yılın grubun 40. yılına özel 40 adet şarkılarının bulunduğu ”Forty Licks" adlı derleme albümü piyasaya sürüldü.

Ve 2005 yılında ise sekiz yıllık aradan sonra "A Bigger Bang" adlı albüm piyasaya sürüldü. Albümden "Streets Of Love" ve "Rain Fall Down" isimli hit şarkılar ve o dönemki ABD başkanı Bush’u ve politikalarını ironik şekilde eleştiren “Sweet NeoCon” isimli ilginç şarkı çıktı. Bu albümden sonra grup inzivaya çekildi ve elemanlar sadece davet edildikleri çok özel konserlere çıktılar.


Bu arada Keith Richards bir sürpriz yaparak, 2016 başında canı sıkıldığı için arkadaşlarını toplayarak stüdyoya girip “Crosseyed Heart” isimli solo bir Blues albümü yaptı.


50. YIL
Grup 2012 yazında 50. yılını kutladı ve 50. yılın anısına “50” adında büyük ciltli bir kitap yayımladı. Ayrıca yönetmenliğini Brett Morgen'in yapacağı ve Rolling Stones'un 50 senelik sanat hayatının anlatılacağı bir belgeselin Eylül 2012'de yayımlanacağı açıklandı. Aynı yıl içinde yeni single olan "Doom and Gloom"un da bulunduğu 50 şarkılık “GRRR!” adında derleme bir albüm Plak olarak basıldı.

BLUE AND LOMESOME
Albümü ilk dinlediğinizde sanki eski bir Stones albümü dinliyor gibi hissediyorsunuz. Ancak dinledikçe farkediyorsunuz ki, grubun hiç bitmeyen enerjisi, hiç kaybolmayan Blues tutkusu ile donatılan bu albüm aslında Jagger’ın iyice olgunlaşmış mükemmel vokal tekniği ile bugüne ait yeni bir albüm. Blues’un tüm karakteristik enstruman ve ögelerini içeren albümü dinlediğinizde sanki sizi grubun müzikal tarihi içerisinde bir zaman yolculuğuna çıkartıyor.

İlk şarkı “Just your Fool” un girişindeki ağız mızıkası, ikinci şarkı “Commit A Crime” in ritmi, bir sonraki ve albüme adını veren şarkı “Blue and Lonsome”daki piyano ve mızıka ile, dördüncü şarkı “All Of Your Love” karizmatik vokali ile albüm sizi tam bir Blues kıvamında karşılıyor. Katıksız bir Stones ve Blues albümü olan “Blue and Lonsome” sadece Stones hayranlarını değil, sıkı Blues hayranlarını da oldukça memnun edecek kalitede bir albüm.

Yukarıda da bahsettiğim üzere albüm boyunca sürekli flashback yapıyor ve yeni şarkılarda aslında eski bildik şarkıları yaşıyorsunuz, Jagger bunu vokaliyle öyle güzel dengelemiş ki, ses tonu ve söyleyiş tarzı ile (hani o kelimelerin son hecesini vurgulu söyleyip uzatır ya, son dönemlerde onu pek yapmıyordu) şarkı içerisinde eski dönemi ve şimdiki dönemi arasında köprü kuruyor. Bir bakıyorsunuz şarkı yeni ama aslında eskilerden birine benziyor gibi, derken bir anda değişen vokal ie bugünkü Stones’da buluyorsunuz kendinizi.

Albümün kayıt aşaması ile ilgili olarak paylaşılan bilgide; grup üyelerinin Londra British Groove stüdyolarına kayda girdiğinde, Keith Richards ısınmak için ‘Blue And Lonesome’ parçasını çaldığında Mick Jagger başka blues sanatçılarının parçalarını yorumlamayı teklif etmiş ancak Richards şarkıyı öyle güzel çalmış ki devamında bu albüm çıkmış. Albüm stüdyoda 3 günde kaydedilmiş. Keith Richards “niye Blues?” sorusunun cevabını şöyle veriyor yaptığı açıklamada : “Bir Blues albümü yapmaya niyetimiz yoktu. Ama sonunda ‘evet bir Blues albümü yaptık’ diyebileceğiz.” diyor.

Mick Jagger ise kayıt aşamasından şu şekilde bahsediyor : “Her şey çok çabuk gelişti. Üç gün gibi bir sürede kaydı tamamladık. Evet bu kadar hızlı bir albüm çıkarmak oldukça eğlenceliydi. Olan biteni gerçekten anlayabilecek ya da şüpheye düşecek zamanınız olmuyor.”

Charlie Wats ise Jagger, Richards ve Brian Jones’un 1962 yılında aynı evi paylaştıkları dönemde bol bol Blues dinlediklerini hatırladığından bahsetti.


Ve Rolling Stones’un bu albümü artık pikaplarımızda dönmeye başladı.

Tamer TEKELİOĞLU
İSTANBUL



Yorumlar