Tanbûrî Cemil Bey




TANBÛRÎ CEMİL BEY

Klâsik Türk Müziği tarihinin -bize göre- en önemli ilk sesli kayıtları Tanbûrî Cemil Bey'e ait olan taş plaklardır. “Orfeon Records Tanbûrî Cemil Bey tarafından…” diye başlayan cızırtılı plakları dinlememiş Klâsik Türk Müziği sevdâlısı hemen hemen yok gibidir. Blumenthal Kardeşler tarafından kurulan Orfeon Records’a ait Tanbûrî Cemil Bey kayıtları olmasaydı, Türk Müziği perdeleri, üslûbu, dinamizmi ve çeşitliliği hakkında bu kadar net fikrimiz olmayacaktı. Yada balmumuna kaydedilen teknik şayet Cemil Bey’den hemen sonra geliştirilmiş olsaydı, insanlık, Cemil Bey gibi bir dehâyı dinleyememiş olacaktı…
Zihnim bu şehirden, bu devirden çok uzakta,
Tanbûrî Cemil Bey çalıyor eski plakta…
Yahyâ Kemâl Beyatlı / Varşova 1927

İçerisinde bulunduğumuz 2016 yılı Cemil Bey’in vefâtının 100. yıldönümü… Bu sebeple bu yıl içerisinde Cemil Bey’le ilgili birçok proje (cd, konser, kitap vs.) yapılması planlanmakta.

Bunlardan biri de geçtiğimiz günlerde çok bilinen büyük müzik mağazalarının birinin internet sitesinden edindiğim Tanbûrî Cemil Bey plağı…




Tanbûrî Cemil Bey çalıyor yeni plakta…

Öz Müzik tarafından yayınlanan plağın içeriği, ciddi anlamda Klâsik Türk Müziği’yle uğraşan hemen herkesin neredeyse ezbere bildiği Cemil Bey icrâlarının bazılarından oluşuyor. Kısaca repertuar bilindik. Ancak bu plağın farklı tarafı elimizdeki kayıtlardan çok daha temiz oluşu.

Plak platoda dönmeye başlarken irkilerek farkettiğim bu özellik (hışırtıların büyük ölçüde giderilmiş olması) direkt olarak yayıncıyla irtibata geçmemi sağladı. “Yoksa orijinal balbumu kayıtlara mı ulaşıldı?” gibi anlık ütopik bir düşünceye bile girdim diyebilirim.. Öz Müzik’in sahibi Osman Bey mevcut kayıtların titizlikle filtre edildiğini çoğaltımın ise Almanya’da yapıldığını anlattı. Tanbûrî Cemil Bey’in plağının basılması gibi önemli bir hizmetin kendilerine nasip olmasından duyduğu mutluluğu ve onuru da kendi sözleriyle ifade etti.

Plağın baskı kalitesi beni oldukça tatmin etti. Kartonetteki açıklayıcı bilgiler, kartonet dizaynı ve baskısını da başarılı bulduğumu söyleyebilirim.

Tüm bu özellikler düşünüldüğünde plağın oldukça makul bir fiyata satıldığını da hatırlatmalıyım. (Bu plağın yarı kalitesinde olan birçok yerli/yabancı albüme iki misli fiyat ödediğim çok olmuştur.)

Cemil Bey hakkında bu platformda detaylı bilgi verebilmek öyle zannediyorum ki pek de mümkün değil. İlgililerin Kubbealtı Yayıncılık’tan çıkan Cemil Bey’in oğlu Mes’ud Cemil Bey tarafından -olağanüstü edebî bir İstanbul Türkçesi’yle- kaleme aldığı roman tadındaki “Tanbûrî Cemil’in Hayâtı” isimli kitabı okumalarını tavsiye ederim.




Aşağıdaki kısaca Cemil’in tanıtmaya çalıştığım bölümde de kaynak olarak faydalandığım Cinuçen Tanrıkorur’a ait Dergâh Yayınları’ndan çıkan “Türk Müzik Kimliği” isimli kitapta da iki ayrı Cemil Bey bahsi yer alıyor...



Ayrıca geçtiğimiz günlerde yayınlanan özellikle 7 yaş üzeri çocuklar için hazırlanan, hoş çizimlerle donatılmış “Cemil’in Gizli Konserleri” isimli ud sanatkârımız Serhan Aytan’a ait resimli kitabı da Pan Yayıncılık’tan edinebilmek mümkün...




CEMİL BEY HAKKINDA...

1871 yılında doğan Cemil Bey, 3-4 yaşlarından itibaren bardaklara farklı seviyelerde su doldurarak, ayakkabı bağcıklarını gererek, teneke kutularını eğip bükerek kendisine müzik oyuncakları yapan ve 7 yaşındayken gizli gizli ağabeyinin tanburunu kurcalayan ve tanburun kendisine hediye edilmesiyle müzik hayatı başlayan dâhi sanatkârımızdır. Küçük yaşlarda Hamparsum ve Batı notalarını öğrenen, henüz 13 yaşındayken devrin tanınmış tanbûrî bestekârlarından olan Tanbûrî Ali Efendi’den “Evlâdım, bunca zaman bu sazı çaldım, eh biraz da yendiğimi sanıyordum, ama şimdi seni dinledikten sonra ben bunu bir daha nasıl elime alırım?” övgüsünü işiten icrâcımızdır.

Tanbur dışında başta kemençe olmak üzere, lavta, yaylı tanbur, viyolonsel, keman, viyola, rebab, ud, kanun, çöğür, tanbura, dîvan sazı, bağlama, cura, tar ve zurna sazlarını çalmıştır. Yaylı tanburun mûcidi de kendisidir.




27-28 yaşlarındayken Lavignac, Decoudre, Fetis ve Marmontel’in mûsikî teorisi kitaplarını tercüme etti ve Batı ile Türk mûsikîsi arasındaki sistem farklarını anlatan nazariyat kitabı “Rehber-i Mûsikî”yi yazdı.

30-32 yaşlarındayken tanburu ve kemençesiyle II. Abdülhamid’in sarayına davet edildi. Son derece sanatlı yaptığı taksim (emprovize)lerinin sultân tarafından pek de anlaşılamadığını anlayınca kemençesiyle “Fatma Hanım duydunuz mu yangın var” dedirtip sultânı hayranlığa boğmuştu. Aslında yaptığı bir tiyatro terimi olan “farce musicale” yani “müzikli maskaralık”tan başka birşey değildi. Padişâhın önünde bunu yapabilmek her sanatkârın becerebileceği ve cesaret edebileceği birşey olmasa gerek...

37 yaşından itibaren önce İstanbul Tepebaşı Tiyatrosu’nda, sonra Selânik, Resne ve Edirne’de tanbur, kemençe ve yaylı tanburla "Türk mûsikîsinin ilk resitalini veren konser solisti" olarak tanındı.


40 yaşlarındayken bir yandan geçim zorluğu nedeniyle diğer yandan dostu Ş.Dikmenışık’ın ısrarıyla Blumenthal kardeşlerin Orfeon firmasına tanbur, kemençe, lavta, yaylı tanbur ve viyolonsel gibi sazlarla 84’ü taksim, 41’i eşlikli saz eseri, 20’si gazel eşliği türlerinde olmak üzere 78 devirli 145 plak yaptı. Sonradan Columbia’nın da mümessili olan Blumenthal’ler “Regent” etiketiyle yeniden birkaç Cemil Bey plağı çıkardılar ve İstanbul Konservatuarı arşivine özel plaklar yaptılar.

Cemil Bey bu plakları pek de isteyerek yapmamıştır. Ruhundan süzülerek sazına yansıttığı taksim(emrovize)lerinin çarşıda pazarda herkes tarafından dinleniyor olması onu rahatsız etmiş. Hatta plak firmasıyla (bugünün yaklaşık 20 bin doları) yaptığı anlaşmadan ertesi gün vazgeçmiştir. Ziraat mühendisi olan dostunun ısrarlarıyla sonradan kabul etmiştir.

Blumenthal kardeşlerden aktarılan bilgilere göre Cemil Bey, tüm sazlarını toplayıp stüdyoya gider, saatlarce bir sazı çalar, bırakır, diğerini çalarmış. O gün hangi sazla bütünleşebileceğini hissederse onunla kayda girermiş. Bazı günler hepsini çaldıktan sonra kayda girmeyeceğini söyler, sazlarını toplayıp evine geri dönermiş. Blumenthal kardeşler de onun kayıt gününde odada sevdiği yiyecek ve içecekleri hazır bulundurur, Cemil Bey tabiri caizse “havaya girdiği” anda kaydı başlatırlarmış.


1916 yılında henüz 45 yaşındayken tedâvi için yurtdışına götürülme ısrarlarını reddederek veremden ötürü hayâta gözlerini yuman büyük sanatkârımıza Allah'tan rahmet dilerim.

CEMİL ÖLÜRKEN (Nâzım Hikmet / Alemdar, 1920)
Elâ gözleri dalgın, geniş alnı sararmış,
Bir sanatkâr hastadır, Cemil hasta yatıyor
Odayı bir mâtemin görünmez rengi sarmış,
Başında duranların kalbi yorgun atıyor.
İnce parmaklarını ıslattı gözyaşları
Odanın sükûnunda hıçkırıklar inledi
Hastanın yavaş yavaş çatılarak kaşları,
Sanki derinden gelen bir sadâyı dinledi
Mukaddes elemini andı bir kere daha;
Uzak serviliklere çevirerek yüzünü
Âh! Ey gâfil fâniler imân edin Allah’a!
Bir ilâhî rûhun da geldi işte son günü…
Çok kudretli oluyor bir dehânın gurûbu
Ecel! Onun yanına sen de el bağlayıp gir!
Nefesinle titreyen fânilerden değil bu,
Ölmeyen bir sanatkâr ölüm döşeğindedir.
Gökler geri alıyor yeryüzünden sesini
Şimdi geniş alnında ebedin gölgesi var!
Başında ağlayanlar sonuncu bestesini
Ağır ağır kapanan gözlerinden duydular!

------------------------------------------

Burak KAYNARCA
4 Ocak 2016
AFYONKARAHİSAR

Yorumlar