Barok Cazibesi Bölüm I



Venedik'te ticari 2 Barok CD kaydının perde arkası.

Bu senenin ilk yarısında Venedik'te bir kilisede oda orkestrasını kaydettiğimde sizlere yaşadıklarımı bir makale halinde sunmuştum. Doğal olarak kayıt ettiğim orkestraya da kaydın bir kopyasını gönderdim ve sürpriz bir şekilde 2 adet ticari Barok CD'si kaydıyla ilgilenip ilgilenmediğimi soran bir elektronik posta aldım.



Tabi ki keyif için bir kilisede canlı performansı 2 mikrofonla kaydetmek ile profesyonel olarak kayıt etmek arasında tahmin edersiniz ki dağlar kadar fark var. Ben her zaman fırsatların üstüne atlayıp, iki elle sarılmaktan ve serüvenin beni nerelere götüreceğini görmekten yanayımdır, sonuçta hayat inanılmaz bir yolculuk ve tadını çıkartmak görevimiz.

Böylece teklifi kabul ettim. Ekim ayı içerisinde Venedik'te 6 gün kalmak için rezervasyonlarımızı yaptık. Sizlerin bu kayıt sırasında yaşadıklarımızı deneyimlerimizi okumak isteyebileceğinizi ve sonuçlarından ufak bir tat almak isteyebileceğinizi düşündüm.


İlk kayıtta yün ile ayrılmış 2 adet omni directional mikrofon kullanmıştım. Bu yaklaşım hızlı hazırlanmanız gereken bir kayıt için kullanışlıdır. Ancak bu fırsatı yeni bir stereo mikrofon tekniğini denemek için kullanmak istedim. Bu arada benim için yeni demek istedim, teknik aslında oldukça eski, hatta belkide en eskisi.

Bahsedeceğim kayıt tekniği, 1950'lerde Decca plak şirketindeki birkaç mühendis tarafından icat edildi. Ekibin içerisinde meşhur Kenneth Wilkinson'da vardı, daha sonra adını birçok muhteşem Decca kaydıyla duyurdu.



Stereo daha yeni icat edilmişti ve Decca’nın bu formatta orkestralarını kaydedecek bir sisteme ihtiyacı vardı. Sayısız deneyden sonra en iyi sonuca ters “T” formasyonunda 3 mikrofon kullarak ulaştılar. Sağ ve sol mikrofonlar yaklaşık 2 metre ayrımında asılıyordu ve orta mikrofonda orkestranın yaklaşık 1 metre içine doğru asılıyordu.


Bu şekilde çok iyi bir stereo sese sahip oluyorsunuz ve kaydın ortası da (ç/n odyofillerin sahne dediği şey) çok iyi dolduruluyor, böylece sahne boş kalmıyor. Eski orkestra kayıtları koleksiyonu olan herhangi birisi muhteşem kayıt kalitelerini bilir.



Bir gün daha kıdemli bir mühendis içeri girmiş ve bu kurulu düzeni bir bakışta yılbaşı ağacına benzetmiş ve isim böylece kalmış. “Decca Tree” (Decca Ağacı) doğmuş ve bu teknik farklı birçok plak firması tarafından kullanılmış. Günümüzde de kullanılmaya devam ediyor. Örneğin hiç “Karayip Korsanları” orijinal film müziğini dinlediniz mi? Orkestra kaydındaki ana stereo mikrofon sistemi Decca Tree idi.


Doğal olarak önemli olan sadece mikrofonların yerleşimi değildi. Aynı zamanda kullanılan mikrofonların türü ve özellikleri de eşit derecede önemliydi. Decca mühendisleri yine birçok deneyden sonra 3 adet Neumann M50'nin etkisini fark ettiler. Bu mikrofonlarında omni direksiyonel bir yapıları var ancak kapsül ufak bir plastik top üzerine yerleştirildiğinden 8 KHz'e kadar yükselen bir tepkimeleri var. Ne yazık ki Neumann bunların üretimini 70lerde bıraktı ve bugün 3 tane M50 satın almak yaklaşık 60.000 Dolar'a patlar!


Diğer problem ise yaşları nedeniyle birbirlerine uyan 3 mikrofon bulmaktır Bozulan ve yıpranan iç bileşenler nedeniyle birbiri ile benzer performans sunabilecek 3 mikrofon bulabilmek çok zordur.

Neumann, aslında bahsi geçen mikrofonun modern bir eşdeğerini üretiyor ancak içimdeki odyofil burada biraz sinir oluyor. Vakum tüplü ve büyük transformatörlü bir güç amplisi yerine, tüm seride amplifikasyon işleminde zayıf bir op-amp kullanmayı tercih etmişler. Anlaşılan yine muhasebeciler işi ele geçirmiş.

İkinci Sayfaya Ulaşmak İçin Tıklayınız

Yorumlar

Yorum Gönderme