Genel olarak İran müziği

İran müziği Fars-Arap-Türk müzik ailesine dahil olup Nuba, Magribi, Suriye-Mısır Wasla, Tacik-Özbek Shashmaqom, Uygur-Oniki makam gibi farklı gelenekleri de içermektedir. Fas’tan Çin’in batısına kadar uzanan geniş bir bölgeyi yine bu müzik ailesi kapsamında değerlendirmek mümkün. Başlangıçta tüm İslam coğrafyası yaklaşık 1000 yıllık bir kaynaktan beslenen tek bir müzik sistemi kullanıyorken, 16. ve 17. yüzyıllardan itibaren söz konusu coğrafyanın İstanbul dışında kalan tüm bu bölümünde mevcut müzik kültürünün çeşitli nedenlere bağlı olarak zayıfladığını görürüz. Sonrasında ise özellikle 19. yüzyıldan başlayarak İslam ülkelerinde müzikal anlamda bir yeniden doğuşun yaşandığını ve orijinal birliğin ortadan kalkarak farklı müzik kültürlerinin filizlenmeye başladığını söyleyebiliriz. Bununla birlikte, tüm farklılıklarına karşın aralarındaki derin ve güçlü bağdan ötürü Fars-Arap-Türk müziklerini tek bir aile olarak değerlendirmek daha geniş bir kesimin tercih ettiği yaklaşım olarak göze çarpıyıor.

İslamiyet öncesinde, özellikle Sasani döneminde, İran’daki müzik büyük gelişme kaydetmiştir. Bârbad, Nakisâ, Râmtin gibi saray müzisyenleri büyük nam salmış ve isimleri İslam edebi mirası altında anılmaya başlamıştır. Fakat ne yazık ki kanıt olarak gösterilebilecek bir tarih yazının gelişmemiş olmasından ötürü bu süreçteki müziğin kalitesi de somut bir şekilde belgelenememiştir.
İslamiyet’in kabulunden sonra ise İranlı müzisyenlerin İslam dünyasının müzik mirasını şekillendirmekte büyük etkileri olmuştur. Hatta dönemin bir çok Müslüman müzisyeninin İran kökenli olmasının yanında bunlar arasında en öne çıkanlardan biri olan Nashid-e Farsi’nin o bütün Arap dünyasını etkisi altına aldığı da inkar edilemez. Öte yandan Abbasi halifeliği döneminde de İranlı müzisyenlerin İslam kültürü üstünde önemli etkileri olmuştur. Fakat Acem halklarını bütünüyle kapsayan müziğin altın çağı kendisini en çok Timur hanedanlığı süresince göstermiştir. Büyük müzisyen ve bilim adamı Abdülkadir Meragi yine bu dönemde yaşamıştır. Hanedanlığının çöküşüyle birlikte ise söz konusu müzik geleneği Osmanlı İmparatorluğu’na geçmiş ve geleneksel Osmanlı müziğinin temellerini atmıştır.
İran müziğinin başlı başına İran’a ait bağımsız bir türe dönüşmesi Nasreddin Şah’ın(1848-1895) zamanında gerçekleşmiş ve genel olarak ‘Naseri Çağı’ adı verilen bu dönemde İran klasik müziği altın çağını yaşarken çağdaş İran müziğinin de tohumları serpilmiştir. Gerek sazende gerekse hanende olarak saray müzisyenlerinin varlığı ise İran aristokrasinin müziğe yönelik ilgi ve algısının kalıcı olmasını sağlamıştır. Bu sayede İran’daki müzik ve müzisyenler elitlerin desteğini alarak toplum hayatının da daha verimli sürdürülmesine katkıda bulunmuştur.
İran müziğinin temel ilkeleri
Özgün İran musiki sistemi, makam esasına dayalıdır. Yedi ünlü İran makamı şunlardan ibarettir: Şûr, segâh, çehârgâh, mâhûr, humâyûn, râst, pencgâh ve nevâ. Adı geçen makamlardan türeyen beş bileşik makam (âvâz) ise şunlardır: Ebû Atâ, deştî, efşârî, bayât-i zend (bayât-i turk) ve İsfahân. Makamlı-dizili musiki, İran’ın verimli musiki tarihinin bir özeti ve İran sanat, zevk ve düşüncesini musiki kalıbında en iyi şekilde anlatan büyük insanların çabalarının meyvesidir. Musiki Kacarlar döneminde bir sistematiğe kavuşmuş, pek çok İranlı musiki bilgini, çeşitli etnik kökenlerden olmakla birlikte, musiki konusuna hakim olarak bu alanda çalışmalar yapmışlardır. İran’da musiki eğitimi, diğer kadim kültürlerde olduğu gibi daha çok şifahi olarak, üstat-öğrenci ilişkisinde karşılıklı eğitimle gerçekleşmiştir.
Habib Semâî, Nur Ali Burûmend, Ebulhasan Sabâ, Abdullah Devâmî, Ali Ekber Şehnâzî ve benzeri üstatlar İran musikisinin unutulmaz isimleridir. Bununla birlikte, bir takım İranlı müzisyenlerin zevkleri başka bir yöne çevrilmiş ve sonuçta ortaya yarı İranlı yarı Avrupalı bir tarz çıkmıştır. Önce Yüksek Musiki Okulu’nun ardından Musiki Yüksek Konservatuarının ve batılı tarzda bir orkestranın kurulması, makama dayalı musikinin çalınma usullerinin değişim ve gelişiminde etkili olmuştur.
Günümüz İran’ında genel olarak dört tür musikiyle karşılaşırız.
Çeşitli bölgelerin musikisi (Makamlı musiki)
Makamlı-dizili musiki.
Karışık musiki (İran musikisi ile batı müziği karışımı)
Klasik batı müziği.
Usul itibarıyla dizili (redif) musikinin çeşitli bölümleri ve parçaları vardır ki bunların bir makamda ya da bileşik makamdaki tertibi ve tarzı önemli bir rol oynar. Bu parçaların “piş der-âmed, çehâr mızrâb, gûşe, darbî, tasnif ve reng” diye adlandırılan pek çok çeşitleri vardır. Gerçekte bir makamda (destgâh) ya da bileşik makamda (âvâz) pek çok alt bölüm (gûşe) mantıklı bir sıra ve dizi içinde çeşitli şekillerde birbiri ardınca yer alırlar ve geleneksel İran musikisindeki dizi (redif) kavramını aydınlatan işte bu alt bölümlerin (gûşelerin) tertibi ve sırasıdır.
Öte yandan, makamlı-dizili musiki, özgün İran musikisinin çok eski zamanlardan günümüze dek gelen melodilerinin, temalarının ve ilk örneklerinin bir bütünüdür. Bu yolda zevke ve yeniliğe işaret eden şey, “gûşe” adıyla anılan bu melodilerin kullanımındaki icaz ve kısalıktır. Elbette bazen bu “gûşelerden” bir kısmı bile tek başlarına geniş İran musiki hazinesinin küçük birer mecmuasını aktarabilmektedir. Bundan dolayı “redif musikisinin” en önemli rolü sadece özgün ilk örneklerin korunmasında değil, aynı zamanda müzik öğretiminin aktarılmasında da kendini gösterir. Çünkü, bellek kısaltılmış ve özetlenmiş melodilerin kavranmasında, geniş ve ayrıntılı parçalara göre daha başarılıdır. Bunların ezberlenmesinden amaç özellikle doğaçlama yapma (bedihe-serâyî) sanatı içindir. Zira redif musikisinin icrası, solo ve doğaçlama üzerine kuruludur. Bu doğaçlamalar hiç kuşkusuz özgür bir hayal, anlık yaratışlar ve öğrenilmiş ilk örnekler üzerine kuruludur. Bu yüzden her musiki üstadı, “gûşeleri” ardı ardına kullanarak kendi zevki, düşüncesi ve duygusu doğrultusunda ölçülü bir redif meydana getirir; böylece her yaratıcı sanatçı-çalgıcı çalma esnasında yeni bir redif yaratır.
Özgün İran musikisi Orta Doğu ülkelerinin (özellikle Türkiye) musikileriyle pek çok benzerlikler gösterir. Genellikle pek çok İran musiki aleti aynı şekil ve isimle Arap ülkelerinde ve Türkiye’de yaygındır. Ancak her ülkede çalınış tarzları farklıdır.
Ülkenin dörtte birini oluşturan Azeri’ler de İran kültürü ve müziğinde önemli bir yere sahiptir. Enstrümanların oluşumunda, halk müziğinin gelişiminde zengin bir yapıya sahiptirler. Musiki Razmi, Fars askeri kurumlarının icra ettiği, savaş ve resmi ortamlarda çalınan müzik türüdür. Davul ve nefesli bakır çalgılar kullanılır.
Dini müziğin yapısı ise homojen değildir. Örneğin, İmam Hüseyin’in şehitliğini anlatan tiyatro oyunlarındaki dini müzik, Musiki Razmi’den etkilenmiştir ve ağıtlar yakılarak yapılır. Bu tür oyunlara sokakta da rastlanabiliyor. Oyuncuların biri Yezid rolünü oynuyor, diğeri ise Hüseyin. Hüseyin, şehit düştükten sonra ağıtlar yakılıyor. Bu, seyirciler üzerinde büyük bir etki yaratıyor ve ağlayanlar oluyor.
Sufi müziği ise kendine özgü şeyler üretmiştir. Def, çalgı olarak bu müzikle ortaya çıkmıştır. Dastgah’tan çok uzak ve daha özgür bir anlayışa sahiptir. Dinsel törenlerde (Noneh) yapılan müzik ise hazırlıksız, doğaçlama yapılan müziktir.
İranlıların günlük yaşamlarında halk müziği, özellikle köylerde çok önemli bir yere sahiptir. Folklorik müzik İran klasik müziğinden etkilenmemiş hatta dastgah sisteminin etkisinde kalmıştır.
Mazandaran bölgesinde ortaya çıkan müzik, sözsüz motiflerden oluşuyor. Genel anlamda ritim sadedir. Bu türün en bilineni ‘Katuli’lerdir. Özellikle Aliabad-e Katul şehrinde ortaya çıkmıştır. Bu tarz türküler “Katuli” denilen inekleri dolaştırırken söyleniyordu. Aynı zamanda işçiler çalışırken veya yürüyüş yaparken söylerlerdi. Bu yüzden “jana”, “hey” ve “aye” heceleri çok bulunur. Bu, şarkı söylerken nefes alabilmeyi sağlıyordu. Bir başka türkü tarzı ise “Kaleh haal”dir. Bu türküleri ev hanımları fırındayken söylüyorlardı.
Amiri türkülerinin kaynağı ise Mazandaranlı Amir Paazvari adlı şairin uzun şiirleridir.
Najma türküleri ise Najmadin prensi ile Ranaa arasında aşkı anlatan şiirlerdir. Bugün Najma İran’da çok popüler bir tarzdır. Geçmiş zamanlarda İran’da yaşayan seyyar satıcılara Sarvadar denilirdi. Söyledikleri şarkılar da kendi isimleri olan Sarvadar olarak anılırdı. Bu şarkılar, yüksek ritimliydi. Çünkü atların üzerindeyken söyleniyorlardı.
Bandari müzik türü ise İran’ın güneyinde ortaya çıkmıştır. Düğünlerde en çok kullanılan müziktir.
Çalgılar
Özgün İran musikisinin icra edildiği çalgıların Ortadoğu ülkelerinin çoğunda kullanımı yaygındır. İran musikisinde Ney, Kemança, Darbuka gibi çalgılar Türkiye’de de yaygın olan çalgılardır. Ancak çalınış biçiminde bazı farklılıklar vardır. İşte İran musikisi bu noktada özgünlüğünü korumuştur.
Def: 1Asya ve Kuzey Afrika’da en eski davullardan biridir. İran’da Sufi müziğiyle ortaya çıkan bir çalgıdır. Zikr törenlerinde kullanılır.
Tar: Telli-mızraplı çalgılardan “Tar”, ip ve tel demektir. Asıl olarak Azeriler’in kullandığı bir enstrümandır.
Setar: Setar “üç telli” anlamına gelir, ikisi de işaret parmağının tırnağıyla çalınır. Yalnızlık sazı olarak bilinen Setar’ın yumuşak bir sesi vardır.
Dotar: Uzun yakalı ut ailesinden gelir ve iki tellidir. İran’da Dotar, Gorgan ve Gonbad’daki Türkmenler arasında yaygındır. Kuzey ve Doğu Horasan’da kullanılır. Yapımında iki farklı ahşap türü kullanılmaktadır.
Kemança: Yaylı, telli ve ayaklı bir çalgı olan Kemança, dikine tutulup yayın sapa sürtülmesiyle çalınır. Gövdesi ahşaptan yapılan 4 telli bir çalgıdır. Alet yüksek ölçüde süslüdür ve bir viyola boyutundadır. Çalınış tarzı bölgesel farklılıklar gösterebilir.
Ney: Flüte benzeyen üflemeli bir çalgıdır. Ön kısmında 6, arkasında da bir delik vardır. Çalındığında insana hüzün duygusu verir. İranlı neyzenler önceleri neyin ağız kısmını dudakları arasına alıp üfleyerek çalardı.
Ancak İranlılar son yüzyılda yeni bir çalma şekli geliştirdi. Ney, ağız kısmının üst ön dişlerin arasına alınmasıyla çalınır oldu.
Santur: Hem solo hem koro halinde kullanılabilen bir kanun türüdür. Santurun, 72 ipi vardır.
Tombak: Vurmalı İran çalgılarından en popüler olanıdır. “Zarb” olarak da bilinir. Derinin gergin tahta bir kasnağa tutturulmasından meydana gelir. İki elin parmaklarıyla çalınır. Ayrıca akort edilemez, bu yüzden ses şiddeti sabittir.(1)
(1) İran Kültür Evi, www.irankulturevi.com , [erişim tarihi 19 Aralık 2010].

Benzer Yazılar

Tags: